- hayır anlamıyorsunuz, ben buraya iş aramaya gelmedim.
Bu sözler Deniz Bey’in ağzından dökülmüştü. Bu Deniz bey’in bugün girdiği 3. görüşmeydi. Odaya girdiğinde şöyle kısaca bir odaya göz attı. Diğer 2 toplantı odasından özünde pek bir farkı yoktu. Uzunca bir masa, diklemesine girdiği boylamasına odayı bölüyordu.Masanın bir tarafında, kendisi için ayrıldığı, karşısında kendisini bekleyen iki kişiden de anlaşıldığı üzere, basit bir iş koltuğu ve koltuğun arkasında duvarı boydan boya kaplayan beyaz bir yazı tahtası uzanıyordu. Oda da bunun dışında kendisiyle iş görüşmesi yapmak için bekleyen bir adam ve bir kadın dışında pek matah birşey yoktu. Erkek olan, orta yaş yüzhatlarını sahipti ve saçlarının çoğu beyazlamıştı. Bira göbeğini uzun zamandır üzerinde taşıdığı belli olan bu adam muhtemelen kıyafetlerinden anlaşıldığı üzere müdür yada burada ki sorumlu kişi olmalıydı. Kadın olan daha gençti. İnce bir yapısı ve uzun düz saçları vardı. Çömez bir yardımcıyı andırıyordu daha çok. Müdür cevabını verirken Deniz Bey uzun ve sabır gerektiren bir konuşmanın başlangıcın da olduğunu biliyor gibi duruyordu.
- nasıl yani, bakın beyefendi kurumumuza var olan pozisyon için internetten başvuruda bulunmuşsunuz, bizde bu sebeple sizi çağırdık
- haklısınız ancak yinede iş aramıyorum işte. dedi Deniz bey sakince.
- dalga geçiyorsunuz sanırım. Bizi etkilemek için yaptığınız bir oyun filan mı bu ? Ancak bunun sizin pek hayrınıza olduğunu düşünmüyorum işin açıkçası. dedi biraz şaşırmış durumda müdür kılıklı. Pek bir kendinden emindi işin açıkçası görüşme başladığında. Ancak Deniz bey’in pekde alışık olmayan sözleriyle biraz sersemlemiş gibiydi.
- neden oyun olsun, diye devam etti Deniz Bey. Bakın durumu şöyle anlatayım. Aslında herşey evde miskin miskin oturmaktan sıkılmış bugün ne yapayım diye pencereden dışarı bakarken başladı. İşte o an birşey fark ettim. İnsanlar anlamadığım bir hızla sağa sola koşturuyorlardı. Yani aslında anladığım bir durum, çoğu insan çalışır tabi. Ama yani neden deli dana gibi koşturur ki bu insalar..
- beyefendi 1 dk pardon, pardon, ne diyorsunuz tek kelime dahi anlamadım.Lütfen.. sanırım fazla heyecan yaptınız. Şimdi isterseniz görüşmemize tekrar baştan başlayalım. Lütfen kendinizinde bahsedermisiniz. diye araya girdi müdür kılıklı olan. Niyeti konuşmayı kendi alanına çekmekti. Çözmez karşısında rezil olmakta vardı bu deli adamın yüzünden.
Deniz Bey:
- Bende onu yapmaya çalışıyorum. diye sakin bir kararlılıkla devam etti. Bakın şimdi sürekli koşturan bu insanlar, ne yapıyorlardı. Yani elbette bir sürü şey yapıyorlar ama yani temelde ne yapıyorlardı
- çattık sanırım , beyefendi görüşme diyorum iş diyorum. diye araya girmeye çalıştı. Deneyimleri tehlike çanlarını çalıyordu sanki kafasının içinde.
- yok efendim niye çatasınız, bakın ben bir şansım aslında sizin için.
- nasıl yani ? beyefendi , bakın beyefendi diyorum halen, nasıl bir şanssınız.. diye sinirli sinirli karşılık verdi müdür kılıklı.
- bakın sözümü kesmezseniz, anlatacağım.
- …
- şimdi diyordum ki herkes bir yere koşturuyordu. Yani sizde bilirsiniz, Şu bizim sokağı mesela kafanızda canladırın. Bakın bir sn izin verin ve düşünün.
- .. müdür kılıklı artık pes etmişcesine sessizleşmişti. Buyrun der gibi elini havada kıvırdı.
- şimdi bakın arılar gibi koşturup duruyoruz değil mi . Yani herkes bir iştir , bir ekmek parasıdır sabah akşam gece gündüz demeden çalışıyor.
- beyefendi bizde burada bunu yapmaya çalışıyoruz. Ne zaman işimize dönebileceğiz. dedi ümitsiz bir toparlama çabasıyla beriki. Ancak Deniz Bey’in saat gibi şaşırmadan konuşması, onu da biraz meraklanmış gibiydi.
- aslında döndük bakın. Şimdi bende oturmuş pencereden izliyorum efendim. Mesela karşıda fırın var bizim. Yani karşıda derken evin karşısında. şimdi bir fırıncı, hop elini daldırıyor tekneye, bir top hamur alıyor, şöyle hafiften bir unluyor tak fırında, hopp bir daha. Sanki bir makina. Yahu adam dediğim yese yese günde 3 bilemedin 4 ekmek yesin şimdi bu adam yoğuruyor dakikada 30 ekmek.
- ee beyefendi adamın işi o , adam fırıncı . konuşmada kontrolü yitirdiğinin farkındaydı artık müdür kılıklı olan. O da kendini oyuna bırakmaya kara vermiş olmalı ki, koltuğa biraz daha yayılarak kravatını hafifçe gevşetti.
- hah işte bende onu diyorum, sonra bende düşündüm efendim yani bu iş dediğin nasıl bir şey, yani şimdi bu bir erişkin adam. yani bu adam hani şöle sakin sakin yaşasa yediği yiyeceği topu topu 3000 cal. Bakın bunları internetten araştırdım. Hani kafadan da atmıyorum. Yani bu adam bu kadar çalıştığı için 5000 kalori yakar günde. yani bu adam şimdi aslında sadece bu 2000 kalorisini işin kendisi için yakıyor. Bu arada adama adam diyip duruyoruz ayıp oluyor şimdi bir isim versek daha iyi olmaz mı yani
- nasıl yani kime isim vereceğiz ?!
- yani bu fırıncıya bir isim versek
- beyefendi banane fırıncıdan lüften, bakın görüşme zamanımız azalıyor biz halen konuya giremedik.
- haklısınız efendim uzatmayalım fırıncıya bir isim vermeyelim diyorsunuz ama bakın herkes bir isimle çağrılmayı hak eder. Neyse daha sonra verelim o zaman.
- off tamam beyefendi tamam sonra verelim.
Deniz bey, tüm bu konuşmalara rağmen oldukça rahat gözüküyordu. Sanki görüşmeyi yapan taraf kendisiymiş gibi kendinden emin sözlerine devam etti.
- şimdi bu fırıncıdan geleceğim yer şurası, yani şimdi bu fırıncı bu iş iş dedikleri naneye bu kadar saldırmasa efendim ne çıkar. Şimdi çıksa işten. Bakın bir de başında ona bağırıp çağıran şefi vardır mutlaka. Yani 3000 cal değer mi, zati 2000 ‘i geri veriyor boşuna atık ünitesi gibi çalışıyor
- nasıl yani diye sordu müdür kılıklı.
- yanisi şimdi adam 5000 cal alıyorsa 2000 işe geri veriyorsa, ee bunun büyük kısmı geri gidiyor değil mi. Yani bu bizim isim vermediğimiz fırıncı diyorum, 2000 kalori sadece çok afedersiniz sıçmak için çalışıyor.
- öğhhö öğğhöö beyefendi.. diye aksırdı müdür kılıklı. Burada bayan arkadaşlar var gördüğünüz gibi.
Deniz bey biraz utanmış edasında:
- evet haklısınız efendim, bu biraz kaba oldu ama başka nasıl ifade edeyim bu durumu. Neyse bu fırıncıya bir dönüp bakın. Şimdi yani bu adam günde çalışıyor 12 saat , işte alıyor 3-5 birşey sonra ne oluyor?
- ne oluyor
- yani varsa çocuğu gidip onu kokluyor 5 dk varsa arkadaşı gidiyor bir çay içiyor
- eee
- eee si işte hepsi bu , sen git 10 saat 5000 cal için 2000 calorisini geri ver, sonra 3000 caloriyi heba ettiğin yerlere bak. Yani. ne var burada sizce?
- ne var beyefendi
- zaman israfı efendim.
- neden beyefendi adam çalıştı işte , çocuklarının karnını doyurdu evde gitti uyudu dinlendi. Herşey normal.
- hayır efendim öyle olmadı bakın bir daha olaylara baştan gözden geçirelim dedi Deniz bey bir soluk alarak .
- aman beyefendi başa dönmeyelim.
- tamam efendim, bakın tahtayı kullanabilirmiyim. derken Deniz bey aniden yerinde kalktı ve tahta kalemini eline alarak bir taraftan konuşurken bir taraftan yazmaya başladı.
- şimdi bakın, adam hergün sabah saat 5 de fırına gider, günde 10 saat çalışır, 2 saat yolda harcar , 0.5 saat kişisel temizliğini yapar, 8 saat uyur, 1.5 saat yemek yer şimdi ne yaptı efendim 22 saat şimdi ne kaldı geriye 2 yani nedir bu 2 ?
- nasıl nedir? ne bileyim beyefendi, siz iyi anlatıyorsunuz buyrun devam edin. dedi müdür kılıklı. Ardından da hafif alaycı bir gülümsemeyle yanında ki kadına döndü. Bu gülümseme kontrolü kaytbetmediğinin göstergesiydi işte. Çömez herhalde anlardı.
- efendim nasıl bilmezsiniz işe 2 saat yaşar bu fırıncı, yani 22 saat hayatından verir 2 saat yaşamak için.
- yani … beyefendi artık sadede gelirmisiniz.
- efendim sadede geldik zaten. Bakın 2 saat diyorum 22 saate karşılık. diye devam etti üzerine basarak Deniz bey.
- yani beyefendi , ne var bunda, bu hepimizin hayatı işte.
- şimdi ne varı mı var efendim. Bakın bu iş dedikleri zavazingoda sizce de bir üç kağıt yokmu.
- anlayamadım beyefendi.
- efendim söylermisiniz hangi ticari işletme, 22 lira maliyetle üretip, satışını 2 liradan yaparsa ayakta kalır. dedi yerine oturarak Deniz bey
- tabii ki hiç biri.
- işte efendim bizde ondan ayakta kalamıyoruz zaten.
- nasıl yani ? dedi müdür kılıklı şaşkınlıkla. Bir iş görüşmesinde hiç de olmaması gereken bir yerlerdeydi dolanıyorlardı sanki.
- Bakın efendim bizde bir ticari işletme değilmiyiz sonuçta, ama tek farkımız bizim para birimimiz zaman değil mi ? yani 22 saat verip 2 saat alıyoruz, bir süre sonra yaşam bizden yana iflas bayrağını çekiyor tabi doğal olarak. Yani anlayacağınız terki diyar ediyoruz.
- ee ne yapacağız beyefendi diye devam etti müdür kılıklı hafif alaycı bir şekilde. Şaşkınlığı devam ediyordu aslında ama en iyisi alaycı bir şekilde devam etmek olmalıydı. Çömez gidip sonradan bu görüşmeyi anlattığında üstlerine rezil olmakta vardı.
- ne mi yapacağız, efendim bir kere o fırıncıyı oradan çıkaracağız.
- ee sonra
- fırıncı çıktımı işten. Bakın şimdi sakin olalım , hemen diyorsunuz ’sonra’ yani bu iş mahlukatından kurtulmuş bu fırıncıya bir izin verin bir soluk alsın demi efendim. Düşünün bir şimdi, bu fırıncı artık bir fırıncı değil.
- peki beyefendi bir soluk alsın fırıncı. soluk alıp ne yapacaksa, ev de çoluk çocuk beklemez mi bizim haylaz fırıncı, park bahçe dolaşırken, bu güzel havada dedi aynı alaycı tonlamayla.
- doğru diyorsunuz efendim , doğru diyorsunuz ancak neden soluk alsın diyoruz fırıncı onu kaçırıyorsunuz. Şimdi efendim, biz bu adamı niye işten çıkardık, daha adil bir alışveriş yapsın diye. Şimdi önce o zaman öncelikle mantaliteyi değiştireceğiz.
- nasıl olacak bu
- şimdi adam soluk alıp dinlenirken artı , iş uykuya zorunlu ihtiyaçlara zaman harcarken eksi yazacağız. Şimdi soluk alalım ki hanemize bir artı yazalım.
- peki efendim soluk alsın , gitsin bir taksim parkına çay içsin , kuşları izlesin, denize baksın, tamam beyefendi.
- hah, işte şimdi teraziyi eşitlemeye doğru gidiyoruz.
- de beyefendi bu adam ekmeğini nerden kazanacak onu anlayamadım. Aslında konu oldukça ilginçti gelmişti müdür kılıklıya. Kadın ise hiç bir tepki vermeden önünde gerçekleşen bu ilginç diyalogu izliyordu.
- geliyorum efendim oraya da geliyorum. Bakın şimdi, bu fırıncı şimdi bu kafede oturup kuşlara ağaçlara bakerken ne görür sizce ?
- yapraklarımı beyefendi.
- anlayamadım.
- hep biz mi anlamayacağız Deniz bey. dedi gülerek. Konuşmanın başından beri düştüğü durumu bir anda olsa karşısındakine yaşattığı için keyiflenmişti müdür kılıklı.
- yani beyefendi kuşta ağaçta ne görecek herhalde yaprakları görür. diye tamamladı.
- hayır efendim, şimdi bu fırıncı aslında, ne kadar çok iş ne kadar az yaşam olduğunu görür şu hayat denilen maceramızda. ve düşünür eğer iş satıp yaşam satın alabilsek oldukça zengin olabiliriz aslında , yani yaşam anlamında.
- anlayamadım, nasıl olacak bu diye merakla baktı berikisi. Giderek bu oyunun havasına kendini kaptırıyor gibiydi. Kadın ise bir kenarda mimiksiz durmaya kararlı gibiydi. Durumun garipliğinde oldukça etkilenmişti ama her gün başına gelen bir olaymış gibi durmakta ısrarlıydı. Çömez olabilirdi ama bu iş oyunlarını rahatlıkla çözmüştü elbet.
- efendim şöyle olacak , yani oldu demek daha doğru, şimdi bu fırıncı böyle güzel bir fikri olmasına rağmen olaylar farklı gelişmeseydi, işte öyle oturup oturup muhtemelen kısa bir süre sonra iş bulmak için fırıncıları dolaşmaya başlıyacaktı. Ancak hayatın ne güzel bir cilvesindir ki o gün bendeniz o parka gitme şansına eriştim. Ve bizim camdan izlediğim bu fırıncı arkadaşımızla karşılaştım. İşte bu karşılaşmada sonra onun bu fikri benim ise ticari zekam birleşince işyerinize başvuru yapıp sizinle görüşme adımlarımız şekillendi.
- bakın beyefendi sanırım bir yanlış anlaşılma var biz fırın yada un işleriyle uğraşmıyoruz, sadece eleman arıyoruz.
- biliyorum efendim, bakın biraz daha sabrederseniz oraya gelmek üzereyim.
- lüften, artık oraya gelelim.
- efendim , şimdi bu fırıncı arkadaşımız, ki adı hasandır, ve benim ortağımdır, ortaya hatırlarsanız muhteşem bir fikir atmıştı.
- evet beyefendi, iş satıp zaman satın almak .
- iş satıp yaşam satın almak efendim.
- pardon, devam edin dedi müdür kılıklı sakince. Artık sonuna kadar bu kara mizahı izlemeye karar vermiş gibiydi.
- Efendim o gün şöyle düşündük, bu işi nasıl yaparız.Öncelikle bizden mal talep edecekler kim ? yani yaşam satın almak isteyecekler ? mesela banka çalışanları, mesela sigorta firması çalışanları , mesela satış elemanları , mesela yazılımcılar , mesela siz, mesela hanımefendi .. yani aslında ömrünün büyük kısmını çalışmaya veren tüm çalışanlar. Gördüğünüz gibi hedef pazarımız oldukça geniş.
- yani.. diye karışık bir surat ifadesi takınarak müdür kılıklı araya girdi.
- peki biz hergün 8-10 saatlerini işe vermek zorunda olan bu insanlara yaşam satışını nasıl yapacağız.
- bakın bunu gerçekten merak ettiğimi itiraf edebilirim
- şimdi efendim biz burada ne yapıyoruz
- valla beyefendi iş görüşmesi yapmamız lazımdı ama sanırım onun dışında birşey yapmaktayız.
- zatıaliniz çok güzel söyledi, kesinlikle iş yapmıyoruz, ne yapıyoruz ? size zaman yaratıyoruz, yani size yaşam veriyoruz.
- nasıl yani beyefendi, bunu nasıl yapıyorsunuz? dedi müdür kılıklı.
- bakın firmamızın işi aslında oldukça basit, biz ve ortaklarımız, ki efendim bizde çalışan yoktur, herkes firmamızın ortağıdır. yani pardon, biz ve ortaklarımız çeşitli toplantılara katılarak , yada görüşmeler ayarlayarak firma çalışanlarına zaman yani yaşam sağlarız.Eğer siz ve hanımefendi de ortağımız olmayı düşünürseniz, sizlere firmamızın portföyünde ki 1200 çalışan ile irtibata girmenize imkan verebiliriz.
- pardon , biz bu irtibatlarla ne yapacağız onu tam anlayamadım
- bakın efendin, bu tamamen size bağlı. İsterseniz, bir satış yada pazarlama toplantısı alıp birlikte gezmeye gidersiniz, isterseniz ofislerinizde birbirinizi ağırlayıp sohbet eder, yada sadece irtibat bilgilerini kullanır, gidip çoluğunuzu çocuğunuz sevebilirsiniz, ancak mesela sizin mesleğiniz ofisten dışarı çıkmaya müsait değilse o zaman ortaklarımızdan biri size ziyarete gelir, iş görüşmesi olmayan bir iş görüşmeleri düzenleyebilirsiniz.
Müdür kılıklı adam oldukça afallamış görünmekteydi. Şimdiye kadar suskunca olup biteni izleyici olan kadın ise artık bu duruma karşı birşey yapmış yapması gerektiğine karar vermiş olmalı ki aniden sinirle söze girdi :
- bu sizin söylediğiniz açıkça dolandırıcılık beyefendi. Siz bu saçmalıkları gelip bize anlatmaya nasıl cüret edersiniz. dedi yüksek sesle.
Deniz bey, sakince devam etti:
- hanımefendi , bakın burada dolandırıcılık filan yok, şimdi bir daha açıklayayım, dolandırıcılıkta iki taraftan biri zarar görür, bizim sistemimizde ise toplantı ayarladığınız kişide, sizde bundan karlı çıkarsınız. Bu iş için 1200 ortağımızın organizasyonunu çekip çevirme işini yapmakta olan firmamızın çalışabilmesi için ise cüzzi bir üyelik aidatı dışında cebinizden hiç birşey çıkmaz. Bu arada kendi firma çalışanlarımızın da bu tür toplantılar düzenleyerek yaşam saatlerini yükseltme şansları olduğu bilmelisiniz.
- peki ama patron, o dolandırılmıyor mu? Onun edeceği zarar ne olacak. diye sinirli bir şekilde devam etti kadın.
- hanımefendi, öncelikle yaşamızdan 22 saat verip 2 saatlik yaşam satın almanın esas, sizin bünyeniz için ne kadar zararlı olduğunu unutmayın. Ancak sizinle aynı hassasiyeti paylaşan ortaklarımızda oldu. Bu sebeple firmamız sizin gibi düşünenlere yönelik sadece patronsuz şirketlerde çalışan ortaklarımızla çalışabileceğiniz bir paket üründe çıkarmıştır. Ancak bu ürünün üyelik bedeli sizinde hoşgörü göstereceğiniz gibi biraz daha pahalıdır.
- bunun ondan ne farkı var anlayamadım işin açıkçası dedi kadın.
- bakın şöyle bir farkı var, bildiğiniz gibi bugün artık bir patronu olmayan, bir sürü büyük firma bulunmaktadır. Yani hisse senetlerini satışa borsaya sunmuş firmaları düşünün. Bu firmaların aslında bir patronları yoktur. Ki bildiğiniz gibi petrol firmaları gibi bazı firmaların yıl sonu karları ülkemizin tüm yıllık gelirine denktir. Yani bu kadar kazanan bir patron düşünebiliyormusunuz.
- yani..dedi hafiften bocalayarak kadın.
- yanisi hanımefendi, aslında burada kazıklanan bir patron yoktur. Siz iş anlaşmanızı dev bir organizasyonla yapmışsınızdır. Ve bu organizasyonda siz bilgisayarlarda yaşayan bir sicil numarası, kar/maaş tablosu, performans oranlarından ibaretsinizdir. Dolayısıyla bizim yaptığımız sizin deyimizle ’sahte’ görüşmeler, bu kağıtların hiç birinde yer tutmaz. Yani ‘şirket’ denilen mahlukatın gözünde gayet gerçektirler. Çünkü siz zaten sizden beklenen işi yapmaktasınızdır, karşınızda ki zaten işe almayacağınız onlarca insandan biri, yada zaten satış yapamayacağınız yüzlerce müşteriden biridir o kadar. Biz sadece bunun istediğiniz kişiyle, imkan varsa istediğiniz yerde olmasını sağlarız. Sizi rahatlatacaksa, şunu söyliyebilirim: firmanızda da hali hazırda bazı ortaklarımız da bulunmaktadır. Şirketimize ortak olursanız onlarla da tanışıp şirket içi toplantılar yapmanızda mümkündür.
Kadın bu sözler üzerine biraz afallamıştı işin açıkçası. Ancak yinede söylediklerinden geri dönmeye cesaret edemediğinden yada müdür kılıklı olana kendini ispat etmek isteğinden olsa gerek biraz durakladıktan sonra ısrarla devam etti.
- beyefendi , hayır hayır bu söyledikleriniz saçmalık, lüften burayı terk edin dedi.
- lüften hanımefendi, tatsızlığa gerek yok biz sadece bir satış firmasıyız. Ürünlerimizle ilgilenmezseniz tabi ki anlarım. Ancak firmamızın promosyon olarak sizlere ayırdığı zaman dilimi henüz bitmedi, ayrıca ortak olmanız durumunda birinci ay ilk 10 buluşma yerini seçme promosyonumuzdan da yararlanacaksınız. Ürünlerimizle ilgilenmesenizde isterseniz bu kalan zamanı birlikte sohbet ederek, yada mesela yanımda kağıt , okey gibi oyunlar var oyun oynayarak geçirebiliriz.
Kadın iyice çileden çıkmıştı.Deniz bey’in sakin tavrıyla devam etmesi ve müdür kılıklının sessizliği, yanlış bir yönde gittiği duygusuna kapılmasına sebep olmuştu. Ancak buradan geri dönemezdi.
- beyefendi lütfen diyorum, hemen buradan gidin. dedi soğuk kanlılığını korumaya çalışarak.
- tabi hanımefendi. Buyrun sizlere kartımı vereyim. Lüften akşam çocuklarınızla yada sevdiklerinizle vakit geçirirken bir daha firmamızın ürünlerini düşünün.
Kadın,
- hayır hayır diye bağırırken, kafasını ve elini aynı anda sallamaktaydı. Ancak müdür kılıklı olan hafif bir gülümsemeyle kartı uzanıp aldı.
Kartın üzerinde ilk bakışta büyük harflerle firmanın adı ve sloganını okunabiliyordu:
Yaşam A.Ş
“Yaşam bizim karımız”
Deniz bey koridorda ilerlerken odandan sesler gelmeye devam ediyordu:
- ama haluk bey ne yapıyorsunuz, neden aldınız o kartı!
- aman canım, atıcam merak etmeyin..
- ee atın o zaman !
- ya tamam Melike hanım..Yalnız bu görüşmeden müdür beyin bilgisi olmazsa diyorum, iyi olur..